ERGENLİK VE ŞİDDET

ERGENLİK VE ŞİDDET

 

Ergenlik dönemi birçok fiziksel ve duygusal değişimin yaşandığı ve tüm bu değişimle birlikte ilişkilerin de yeniden şekillendiği bir süreçtir. Anne-baba ile yeniden şekillenen ilişkide en temel vurgu ergenin bağımsızlaşma isteğindedir. Ergen, çocukken uyduğu, sorgulamadığı, şikayetçi olmadığı aile kurallarını bu süreçte sorgulamaya, karşı çıkmaya ve pazarlığa tabi tutmaya başlar. Anne-baba-ergen ilişkisindeki bu yeni dinamik, ilişkide gerginlikler ve çatışmalar yaşanmasına sebep olur. Belirli bir dozda gerilim ve öfke yaşanması aslında sağlıklıdır. Ergenin anne-babadan bağımsızlaşabilmesi ve kendi kimliğini oluşturabilmesi için bu karşı çıkışlara ihtiyacı vardır.

 

Ancak kimi ergenler bu süreçte şiddet eğilimi gösterebilirler. Bu noktada ergenlerde şiddet eğilimini çağrıştıran göstergelerin neler olduğu üzerinde durmak iyi olur :

 

  • Saldırgan davranışlarda bulunmak
  • Önemli miktarda madde ve alkol kullanımı
  • Çete üyesi olmak ya da bu konuda bir isteğe sahip olmak
  • Silahlara ilgi duymak, sahip olmak
  • Başkalarını düzenli olarak tehdit etmek
  • Öfkeyi kontrol etmekte zorlanmak
  • Arkadaşlarından ve genel uğraşlarından uzaklaşmak
  • Ergenin reddedilmiş ve yalnız hissetmesi
  • Ergenin, kendi çevresinde zorbalık / kabadayılığa maruz kalmış olması
  • Akademik başarısızlık
  • Okulda/işyerinde disiplin problemi yaşamak; otorite figürleri ile devamlı çatışmak
  • Ergenin kendine saygı duyulmadığını hissetmesi
  • Ergenin, başkalarının haklarını ve duygularını anlamakta zorlanması

Ergenin, dikkat ve konsantrasyon problemi yaşaması, akademik başarısını direk olarak etkileyeceğinden, bu tip bir problem şiddete yatkınlık konusunda risk faktörü oluşturmaktadır. Bu sebeple, hiperaktivite ve dikkat bozukluğu olan çocukların şiddet eğilimleri konusunda anne-babaların iyi gözlem yapmaları yerinde olur.

Araştırmalar, alkol ve uyuşturucunun şiddeti oluşturan sebep değil, devam ettiren sebep olduğunu ortaya koymuştur. Özellikle alkol ve uyuşturucu maddenin kullanıldığı ortam, şiddetin kabul gördüğü bir ortamsa, ergenin şiddete yönelme riski çok daha fazla olacaktır.  

Arkadaşları tarafından dışlanmış, sosyal ilişkiler kurmakta zorlanan bazı ergenler risk grubunu oluşturuyor olabilir. Her ergen bir çevreye ait olmak ister. Dışlanmış ve yalnız kalmış ergenler, bir başka dışlanmış grup olan antisosyal gençler tarafından kabul gördüklerinde, şiddetin içine çekilme riskleri doğmuş olur. Bu sebeple anne-babaların, ergen çocuklarının arkadaş yapılarını farkında olmaları, çocuklarının sosyalleşme süreçlerinde yaşayabilecekleri zorluklar konusunda onlara yardımcı olmaları gerekir.

Şiddet eğiliminde en önemli risk faktörünü, gencin bir sokak ya da okul çetesine dahil olması oluşturur. Bu tip çeteler, gençlerin aidiyet duygusunu besledikleri gibi özgüvenlerini de arttırır. Bu yüzden birçok ergen için çekici hale gelebilir. Anne-babaların yine, çocuklarının arkadaşları konusunda fikir sahibi olmaları ve bu konuda gözetmenlik yapmaları yerinde olacaktır.

Kimi zaman ergenin yaşadığı evin ya da gittiği okulun nasıl bir çevrede yer aldığı da önemli bir kriter olabilir. İçinde şiddet eğilimi olmasa bile bir ergen şiddetin varolduğu bir ortamda kendini korumak için saldırganlaşabilir, silah taşımaya başlayabilir. Bu yüzden şartlar elverdiğince, ailelerin okul ve semt / mahalle ortamlarına dikkat etmeleri, seçimlerini bu kriteri gözönünde bulundurarak yapmaları iyi olur.

Şiddet eğiliminde aile ile bağlantılı bir risk faktörü olduğu da belirlenmiştir. Ergenlik birçok değişimin yaşandığı bir dönem olduğu için, ergenin dış dünyasının sabit ve tutarlı kalabilmesi, onun bu değişim sürecini daha kolay atlatmasına yardımcı olur. Eğer bu dönemde ailede bazı parçalanmalar oluyorsa, ergenin şiddet eğilimi artabilir. Kimi zaman ergenlerin depresyonlarını, saldırganlık ve öfke ile örttüklerini unutmamak gerekir. Yani bazı durumlarda öfke ve şiddet, üstü örtük bir depresyonun habercisi olabilir.   

Aynı zamanda aile içi şiddetin yer aldığı ortamlarda yetişen çocukların şiddet eğilimlerinin olduğu belirlenmiştir.

Sonuçta, anne-babaya düşen temel görev ergenlik çağına gelmiş çocuklarını gözlemleyebilmek, onlardaki değişimleri fark edebilmek, çocuklarının nasıl bir sosyal ortam içerisinde yer aldıkları konusunda haberdar olmaktır. Ergenler her ne kadar bağımsız olmak konusunda diretseler de, ergenlik ailenin korumasının ve gözetmenliğinin devre dışı kalmaması gereken bir dönemdir. Bu sebeple, anne-babanın çocuklarına vermesi gereken mesaj, yaşadıkları tüm duygu karışıklıkları, iniş ve çıkışlarda, onların yanında oldukları ve olacaklarıdır.

Eğer ergen ile iletişimden memnun olmadığınız (ergenin aileye kapalı olduğu), arkadaş ortamının güvenliğinden emin olmadığınız, alkol ya da madde kullanımından şüphelendiğiniz, okuldaki davranışlarından ve akademik başarısından yana problemler yaşadığınız, ergenin evde ya da evin dışındaki ortamlarda saldırganlık belirtileri gösterdiği durumlar mevcut ise, en kısa zamanda bir uzmana başvurmakta yarar vardır.  

 

Gonca ŞENSÖZEN

Klinik Psikolog

 


ERMANLAR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir