Duygusal Zeka

Duygusal Zeka

 

Duygu nedir?

 

Duygu (emotion) sözcüğünün Latince kökü “motere”dir. Hareket etmek anlamına gelen  fiile “e-“ öneki getirildiğinde anlamı “uzaklaşmak” olur. Bu da her duygunun bizi bir harekete yönelttiği fikrini vermektedir. Örneğin, yolda yürürken çantamızı kapıp kaçmaya çalışan birine öfke ve korku dolu duygular hissederiz. Öfkemiz ağır basarsa, çantayı hırsıza kaptırmamak için mücadeleye girişebiliriz, korkumuz ağır basarsa da, olası kötü sonuçlardan kaçınmak adına (yaralanmak gibi) direnmemeyi seçerek, çantayı gözden çıkarırız.  

 

Bu örnekte de açıkça görüldüğü gibi bir olay karşısında ne hissettiğimiz ile nasıl davrandığımız arasında bir bağ vardır. Dolayısıyla davranışlarımız, duygularımızdan bağımsız olamaz. Bu durum hem hayatımızda yer alan büyük, önemli, trajik ya da radikal olaylar için hem de küçük, rutinin içindeki olaylar ve tepkiler için geçerlidir.

 

Temel duygular nelerdir?

 

Ortak temel duyguların varolduğuna ait sav Paul Ekman‘ın yaptığı bir çalışma ile doğrulanmıştır. Ekman, çeşitli yüz ifadelerini (korku, öfke, üzüntü, zevk) mükemmel bir şekilde gösteren fotoğrafları, Yeni Gine’nin yaylalarında tecrit edilmiş şekilde yaşayan kavimlere göstermiş ve insanların aynı temel duyguları tanıdığını görmüştür.

 

Duygusal Zeka kitabı ile ülkemizde de yankı uyandıran Daniel Goleman (1995) temel duygu kümelerini şu şekilde belirlemiştir:

 

-öfke

-üzüntü

-korku

-zevk

-sevgi

-şaşkınlık

-iğrenme

-utanç

Duygularımız niye var?

 

Her duygunun belli bir işlevi vardır. Araştırmacılar, her duygunun bedeni birbirinden farklı tepkilere nasıl hazırladığına ilişkin çalışmalar yapmaktadır. Örneğin öfke hissedildiğinde, kan akışı bir silahı tutmayı ya da düşmana vurmayı kolaylaştırıcı şekilde ellere yönelir. Kalp atışı hızlanır. Adrenalin gibi hormonların salgılanması ile birlikte çevikçe hareket etmeye yetecek güçte enerji meydana gelir. Bir başka duygu olan şaşkınlıkta ise kaşlar kalkar ve böylece görüş alanının büyüyüp, retinaya daha fazla ışık girmesi sağlanır. Bu tepki, beklenmedik bir durum hakkında daha fazla bilgi edinip, çevrede neler olup bittiğini anlayarak, en uygun hareketin yapılmasına olanak verir.

 

“Uygar” toplumlar düzeyinde duygu-düşünce-davranış ilişkisi kimi zaman gözardı edildiğinden, düşüncenin duygudan arınmış olması gerektiğine inanırız. Kendimizi ve etrafımızdakileri “mantıklı” kararlar almaya zorlar, “duygusal” bakış açılarına prim vermeyiz. Hatta toplumumuzda duygusallık sadece çocuklara ya da kadınlara yakıştırılırken, erkeklerin salt mantıkla hareket etmeleri ve duygularını belli etmemeleri beklenir. Halbuki duyguların hesaba katılmadığı bir akıl yürütme sisteminin tatmin edici kararlara ya da sonuçlara ulaşmadığı gözlenmektedir.

 

Duygusal Zeka Nedir?

 

Duygusal zeka ile ilgili birçok tanım yapılmıştır. Bunlardan biri Mayer ve Salovey’e (1990) aittir. Mayer ve Salovey duygusal zekayı, duygusal veriyi anlama ve duygular ile akıl yürütme kapasitesi olarak tanımlar.

 

Daniel Goleman’ın (1995) görüşüne göre ise 5 duygusal yeti sözkonusudur:

 

  • Duyguyu farkına varmak, adını koymak; duygu-düşünce-davranış arasındaki bağlantıyı anlamak
  • Duygularımızı idare etmek – duyguyu kontrol etmek ya da istenmeyen duygu durumlarını daha kabul edilebilir duruma getirebilmek
  • Başarma güdüsü ile hareket edilen duygusal durumlara girmek
  • Başkalarının duygularını okumak, onların duygularına karşı hassas olmak ve başkalarının duygularını etkileyebilmek
  • Doyurucu ilişkilere başlamak ve devam ettirmek

 

Goleman’n düşüncesine göre bu duygusal yetiler hiyerarşik bir düzende meydana gelirler. Yani, duygularımızı idare edebilmek için önce onları farkına varmamız gerekir.

 

Duygularımızın, davranışlarımıza yön vermesindeki öneminin kavranması tabi ki Goleman ile başlamamıştır. Psikoterapide, hastaların duygularına çok büyük bir yer verilir ve duyguları ile çalışılır. Fakat, duygusal zeka kavramı sayesinde duyguların hayatımızda da önemli bir rolü olduğu ve psikoterapiye gitmeyen kişilerin de kendi duygularını önemseyip, fark etmeleri fikri gündeme gelmiştir.

 

Ya IQ?

 

Duygusal zeka konusunda yapılan çalışmalar akademik zekanın, duygusal yaşamla ilgisi olmadığını, yüksek IQ’lu insanların gem vuramadıkları tutku ve söz geçiremedikleri  dürtülerin esiri olarak başarısızlık yaşadıklarını göstermiştir. IQ, üniversiteye giriş sınavı puanlarını etkileyebilir. Ancak bu puanlar kişinin gelecekteki başarı, doyum ya da hoşnutluk durumunu belirleyemez. Sonuçta bir kişinin toplumda edindiği yeri, IQ dışında kalan etkenler belirlemektedir. Bu etkenlerin önemli bir bölümü duygusal zeka diye adlandırdığımız kısımdır: Kendini harekete geöirebilme, aksiliklere rağmen yoluna devam edebilme, dürtüleri kontrol ederek tatmini erteleyebilme, ruh halini düzenleyebilme, sıkıntıların düşünmeyi engellemesine izin vermeme, kendini başkasının yerine koyabilme ve umut besleme.

 

Duygusal zeka nasıl geliştirilir?  

 

Beyindeki duygusal alanlar bebekliğin daha ilk günlerinden, 16-18 yaşa gelinceye kadar gelişmeye devam eder. Çocukluk ve ergenlik yıllarında tekrarlanan duygu yönetimi alışkanlıkları beyindeki duygu merkezlerini biçimlendirir. Bu yüzden yaşamın çocukluk ve ergenlik yılları duygusal eğilimleri şekillendirmek için en önemli zaman dilimleridir.

 

Anne-babaların bu zaman diliminin değerini ve önemini farkında olması, daha ileriki yaşlarda oluşabilecek duygusal problemleri  önlemek adına anlamlıdır.

 

Örneğin, bebeklikte öğrenilen ve hayat boyunca üstünde çalışılan derslerden biri rahatsızken kendini yatıştırabilme özelliğidir. Eğer anne, bunu bebeğin ilk yıllarında bebek adına yapmazsa, bebeğin kendini yatıştırabilme kapasitesi geliştirmesi mümkün olamaz. Anne, ağlayan bebeğini kucağına alıp, sakinleşene kadar onu kucağında tutarsa ve bunu sadece kendi istediği zaman değil, tutarlı bir şekilde yaparsa, bebeğin beyninde sıkıntıyı kontrol eden devrelerin bağlantıları daha kuvvetli olacaktır. Böylece ileriki yaşlarda sıkıntı yaşandığında, kişi bunu kendi kendine çözümleyebilme kapasitesine sahip olacaktır.

 

İşin özünde, anne-babanın çocuğun duygusal zekasının gelişimine katkısı çocuğa duygusal rehberlik yapmaktan geçer: Çocuğun duygularını anlamak, eleştirici ve yargılayıcı olmamak, duygusal zorluklara çözüm bulucu bir yaklaşım sergilemek, sorunlar karşısında alternatifler üretmek çocuğun duygusal zekasının gelişimini olumlu yönde etkileyecektir. Bebeklerin ihtiyaçlarını ahenk içinde kabul eden ve karşılayan ya da empati ile terbiye veren anne-babalar ile; kendine dönük, çocuğun sıkıntısını görmezden gelen, bağırıp çağırarak disiplin sağlamaya çalışan anne-babanın çocukları arasında kendine ve başkalarına güven, özdeğer, duyguları farkında olmak ve doğru şekilde ifade etmek, empati kurabilmek ve ilişkilerindeki sorunları yapıcı bir şekilde çözümleyebilmek açısından anlamlı farklar olacaktır.

 

Duygusal zeka gelişimi konusunda çok hassas olan bir nokta vardır: Çocuk, duygusal zeka ile ilgili yetileri temelde anne-babadan öğrendiğine göre, anne-babanın bunları öğretebilmesi için bu yetilere bir ölçüde sahip olması gerekir. Bilmediğimiz bir şeyi öğretemeyiz. Anne, kendi duygusunu farkında olamazsa, bebeğinkini de fark edemez. Bunu fakedemeyen anne, bebeğin ihtiyacını anlamakta zorlanır ve bebeğin ihtiyacını karşılayamaz.  

 

Bu sebeple anne-babanın aşağıdaki yetiler konusunda kendini geliştirmeye açık olması, çocuğun duygusal zeka gelişimini olumlu destekleyecektir:

 

  • Kendini farkında olmak: Duyguyu tanımak, isimlendirmek. Duygu-düşünce-davranış arasındaki bağlantıyı görmek. “Bu davranışın altındaki duygu ne?” sorusunu sorabilmek ve cevaplayabilmek.
  • Duyguların idaresi: Öfke, korku, üzüntü gibi duygularla başa çıkmayı sağlayabilmek. Duygularımızı pozitife doğru yönlendirmek.
  • Empati: Durumu tartarak uygun şekilde davranmak. Bunu yapabilmek hem kendimizin hem de karşımızdakinin nasıl hissettiğini anlamak ile ilintilidir.
  • İletişim: Kendimizi öfkelenmeden ya da pasif kalmadan ifade edebilmek. Başkalarına hangi duygular ile seslendiğimiz önemlidir. Çünkü duygular bulaşıcıdır. Biz negatif duygular ile iletişime geçtiysek, karşımızdakinin de negatif hissetmesi doğal olacaktır.
  • İşbirliği: Başkalarının katkısının değerini anlamak ve başkalarını teşvik etmek, onlara ne yapacaklarına dair emir vermekten çok daha yapıcıdır. İlişkilerde ortak hedefler için hareket ettiğimizi hatırlamak.
  • Çatışma çözümleme: Çatışmalarda yaşanan kısır döngüyü kırabilmek ve bu amaçla yukarıdaki diğer yetileri kullanabilmek.

 

Anne-babanın iyi modeller olması dışında, çocuğun duygusal zeka gelişimi için şu noktalara da dikkat etmeleri gerekir:

 

  • çocuğun başarısını sadece akademik olarak ölçmemek
  • okuldaki bir oyunda rol almasını, okul sergisine, spor aktivitelerine vb.’ne katılmasını teşvik ve takdir etmek
  • sanata ilgisini teşvik etmek
  • yakın arkadaşlıklar kurması için cesaretlendirmek
  • kitap, gazete okumasını teşvik etmek
  • ülke ve dünya olayları ile ilgilenmesini teşvik etmek
  • olaylar karşısında ne hissettiğini sormak ve yargılamadan dinlemek
  • anlattıklarını etkin bir şekilde dinlemek, onun hislerine önem verdiğinizi göstermek
  • takım oyunlarına katılmasını teşvik etmek
  • bilgisayar karşısında geçirdiği zamanın sosyal etkinliklerinin önüne geçmediğine emin olmak
  • aile üyeleri ya da arkadaşları ile yaşadığı anlaşmazlıkları bir çatışma çözümü fırsatı olarak görmek ve ona bu konuda model olmak
  • onaylamadığımız bir şey yaptığında, bu davranışının bize ne hissettirdiğini açıkça ifade etmek
  • kendi yaşına ait sorumlulukları almasına izin vermek, işleri onun adına yapmaktan kaçınmak
  • bazı riskleri almasına izin verip, bunların sonuçlarını yaşayıp görmesine fırsat tanımak

 

Gonca Şensözen

Klinik Psikolog

 


ERMANLAR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir