AŞIRI KORUYUCU EBEVEYN OLMAK NEDİR?

Hepimiz çocuk bakımında titiz olmak ve böylece çocuğumuzu en iyi şekilde büyütmek, onu tüm tehlikelerden koruyabilmek ve ona iyi bir yaşam sunabilmek isteriz. Gerçekten de anne baba rolümüzle birlikte kendi işlerimizin sorumluluğunun yanı sıra çocuklarımızın sorumluluğunu da almayı seçeriz.  Çocuğun yaşına göre bu sorumlulukların çeşitleri ve yükleri farklılaşabilir ancak hiçbir zaman yok olmaz. Anne baba, çocuk ile yakından ilgilendiğinde, çocukların sağlıklı büyüdükleri, kendi sorumluluklarını alan birer yetişkin oldukları görülmektedir.

 

Ancak kimi anne babalar bazı zamanlarda sorumluluklarının ötesine geçerler. Daha doğrusu çocuk büyütmek konusunda aşırı titiz davranabilirler. Bu durumu daha netleştirmek için kendinize aşağıdaki soruları sorabilirsiniz:

 

Ebeveyn olarak şu özelliklere sahip misiniz?

 

1. Çocuğunuzun yemesini, giyimini, hobilerini ve sosyal hayatını detaylı şekilde takip edip, müdahalede bulunmak
2. Çocuğunuzla ilgili mükemmeliyetçi beklentilere sahip olmak
3. Sizin kurallarınızı sorgulamasına ya da karşıt bir fikre sahip olmasına izin vermemek
4. Öfke, korku ya da üzüntü duygularını sizin yanınızda göstermesini desteklememek
5. Çocuğun özel alanını işgal etmek / özerkliğini bozar şekilde davranmak
6. Kendi kurallarınızı uygulamak adına çocuğunuzu maniple etmek ya da otoritenizi kullanmak
7. Deneyerek öğrenmesine ve kendi adına düşünmesine fırsat tanımamak
8. Çocuğunuza evdeki kural ve sorumluluklarla ilgili söz hakkı tanımamak
9. Çocuğunuzla ilgili konularda kimi zaman hatalı olduğunuzu / olabileceğinizi kabul etmekte zorlanmak

 

Eğer bu özelliklerin birçoğuna sahip olduğunuzu düşünüyorsanız, o zaman sizin çocuk bakımında “aşırı titiz”, “işi şansa bırakmayan” ve “kontrolcü” olduğunuzu söyleyebiliriz.

 

Kontrolü elden bırakmayan anne babaların yukarıda bahsedilen tipte ebeveynlere sahip olmuş olma ihtimalleri fazladır. Her insan kendi anne babasının kurallarını ve ilişki kurma şekillerini içselleştirir ve böylece bu özellikleri kendi davranış repertuarının bir parçası haline getirir. Bazen bu, anne babalarımızda eleştirdiğimiz davranışlar için bile geçerli olabilir.  

 

Kontrolcü anne babaların temel özelliklerinden birisi kaygı seviyelerinin yüksek olmasıdır. Anneliği ile ilgili (“acaba yeterince iyi bir anne miyim?”), genel yaşam ile ilgili (“başına gelebilecek kötü şeylerde çocuğumu koruyabilecek miyim?”) ve etraftaki kişilerin düşünceleri ile ilgili (“bir anne olarak nasıl görünüyorum, çocuğumu iyi yetiştirdiğimi düşünüyorlar mı?”) yoğun kaygılar yaşayan annelerin, çocuklarını kontrol etmeleri, her şeyi bir kurala bağlamaları, bu kurala uyulup uyulmadığını sık sık denetlemeleri çok normaldir. Bu yapıdaki bir anne için zor olan şey çocuğuna insiyatif vermektir. Çünkü insiyatif vermek demek, daha önceden koyulmuş bazı kuralların geçersiz olması, değiştirilmesi ve işlerin “kontrolden çıkması” anlamına gelebilir. Bu durum da kolay kaygılanan annenin, kaygısının iyice artmasına sebep olur. Kimi zaman böyle durumlarda anne kendini felaket senaryoları yazarken bulabilir. Akla en kötü ihtimaller getirilir, karşılaşılabilecek zorluklar ile çocuğun başa çıkamayacağı düşünülür ve anne, çocuğunu denetleyemediği ve ona kötü bir şey olmasına izin verdiği için kendini suçlar ve başarısız hisseder.

 

Çocukları makul düzeyde denetlemek, çocuk gelişimi için gereklidir ama çocuğa alan bırakmayacak kadar kontrolcü olmanın çocuk üzerinde bazı olumsuz etkileri olabilir. Aşağıda bu olumsuz etkilerin neler olabileceği üzerinde durulmuştur:

 

  • Hayır diyememek: Annesine hayır dediğinde onunla çatışma yaşayan bir çocuk, diğer ilişkilerinde de çatışma yaşamamak adına hayır demekten kaçınacaktır.

 

  • Denetleyici bir kişi haline gelmek:Kontrolcü anne ile ilişkide özgür olmayı öğrenemeyen çocuk, ilişkilerin denetlenmesi gerektiğini öğrenmiştir. Bunu yaparak kendi ilişkilerini boğucu ve sıkıcı hale getirebilir.

 

  • Yakınlık ve bağlanma korkusu: Çocuk, yakın ilişki kurmanın denetlenmek ile aynı anlama geldiğini düşüneceğinden, özgürlüğünü elden bırakmamak adına, ergenlik ve yetişkinlik döneminde yakın ilişkilerden sakınabilir.

 

  • Sorumsuzluk: Kimi anneler, her şeyin düzgün gitmesi ve görünmesi için işi çocuğa bırakmak yerine kendileri yaparlar. Böylece çocuk o işi yapmayı öğrenmemiş olur ve her zaman anneden bekler. Böylece sorumluluk almaz.

 

  • Düzensizlik: Çocuk sorumluluğu almadığı, hep anneye bıraktığı için, düzenli olmayı da öğrenemez. Düzeni ve disiplini dışarıdan bekler hale gelir.

 

  • Kimlik ve hedef konusunda kararsızlık: Denetleyici anne çocuğunu özgür bırakmakta zorlandığı ve çocuk adına karar verdiği için, çocuk, büyümesine rağmen “yerini bulmakta”, ne istediğini anlamakta zorluk çeker. Hayattaki hedefi konusunda kararsızlık yaşar. Bu durum akademik başarısını, iş seçimini ve başarısını ve ilişkilerini etkiler.

 

  • Depresyon: Aşırı denetlenerek kişiliğinin yapılanmasına izin verilmeyen çocuk ilişkilerinde ve işinde kendini güçsüz hissetmekten doğan bir depresyon yaşayabilir. Ayrıca ilişkilerinde onu yıpratan şeylere hayır diyememenin sıkıntısını yaşayabilir.

 

  • Güçsüzlük ve umutsuzluk duygusu: Bu şekilde büyütülen çocuklar yaşamı denetleyemediklerini düşünürler. Böyle bir durumda gelecek ile ilgili pek umutları kalmaz. Kendilerini yaşamın içinde güçsüz ve umutsuz hissederler. İlişki içinde kendi isteklerini ortaya koyamadıkları ve olayları değiştirme gücünü kendilerinde bulamadıkları için sürekli acı çekerler.

 

  • Bağımlılık: Bağımlı kişilik yapısının temel özelliklerinden biri, kişinin bağımlı olduğu maddeyi (ya da kişiyi) terk edecek denetime sahip olamamasıdır. Anne, çocuğu aşırı denetledikçe, çocuk kendi dürtülerini disipline etmeyi öğrenmez. Çünkü nasıl olsa birisi onun adına bunu yapıyordur.

 

  • Suçlama: Başkasını suçlamak ve sorumluluk almak birbirine zıttır. Yaptıklarının sorumluluğunu almayı öğrenememiş çocuk, başarısızlığı için kendi dışındaki faktörleri suçlama eğiliminde olacaktır. Suçu dışarıda aradıkça, kendini geliştirmek ve iyileştirmekten de uzaklaşacaktır.

 

Bu listeden anlaşılabileceği gibi çocuğumuzu büyütürken aşırı titiz, aşırı korumacı ve denetleyici davranmanın çocuğumuz üzerinde birçok olumsuz etkisi vardır.

 

Nasıl davranmalı?

 

Çocuklar özellikle ilk yıllarında anneye tamamen bağımlıdırlar. Daha sonra yavaş yavaş bağımsızlaşmaya başlarlar. Kendi başlarına çatalı tutup, yemek yeme, odanın bir ucundan diğer ucuna seyahat etme yetisi kazanırlar. Kendi başlarına hareket etmeye başladıkları zaman, annelerin kaygıları artar ve düşmemeleri, iyi beslenmeleri için çocuklarına müdahale etmeye başlarlar. Aslında aşırı titizlik işte tam bu noktada, yani çocuğun otonom kazandığı noktada belirir ve anne kendini farkına varmazsa sürüp, yukarıdaki sonuçları doğurabilir.

 

Öncelikle annenin kendi aşırı koruyucu ve denetleyici yapısını farkına varması gerekir. Eğer bu şekilde davranmayı bırakmak istiyorsa şunları deneyebilir:

 

  • Emir verir, men eder, müdahalede bulunur olmaktansa, önerir ve yol gösterir yapıda olmak yani çocuğun kendi seçimlerini yapmasına imkan tanımak

 

  • Kimi zaman çocuğun yanlış seçimler yapmasına izin vermek ve bunun sonuçlarını yaşamasını sağlamak. Örneğin ödevini yapmamak için direten bir çocuk, öğretmenden olumsuz geribildirim alınca, tembelliğinin sonucunu kendi yaşamış olacaktır. Bir daha ödevini yapmak istemediğinde bu sonuca katlanmak gerektiğini farkında olacaktır.

 

  • En iyi öğrenme şekli birebir yaşayarak öğrenmektir. Eğer çocuğunuzu, kendi yaptıklarının olumsuz sonuçlarından korumaya çalışırsanız, öğrenmesini geciktirmiş olursunuz. Bırakın sizin varlığınız ve gözetiminizde hata yapsın. Unutmayın, her zaman onun yanında olamayacaksınız.

 

  • Sizinle aynı fikirde olmamasını, çatışmasını eleştirmeyin. Aslında zaman zaman çatışmak çok normaldir. Bir sorun olduğunun ve çözüm arandığının işaretidir. Hiç çatışmamak ise soruna çözüm bulunamayacağı inancından kaynaklanabilir. Çatışma iletişim kanallarının açık olduğunu, kişilerin birbirleriyle açıkça konuşacak yakınlıkta olduğunu gösterir.

 

  • Kendine ait bir alana sahip olmasını desteklemek. Evdeki odasında yalnız kalmak istediğinde saygı duymak, kapıyı çalarak içeri girmek ve kendi odanız için aynı davranışı ondan beklemek ve yapmadığında uyarmak.

 

  • Kendi odasının sorumluluğunu ona vermek. Özellikle ergenlikte bu çok önemlidir. Sorumluluğu ona verdiğinizde odasının düzensiz olması onun denetiminde olacaktır. Böylece zamanla odasını toplamasının kendi sorumluluğu olduğu bilincini kazanır. Bu bilinci kazanması uzun sürebilir ve sizin istediğiniz derli topluluğa ulaşmayabilir. Bu konuda sabırlı olmanız gerekecektir.

 

Gonca Şensözen

Klinik Psikolog

 


ERMANLAR

Comments

  1. […] duygusal tepkiler veriyorsa, aile üyelerinin arasındaki iletişimde (eşler arasında veya ebeveynler ile çocuk(lar) arasında sorunlar varsa ve sessizlikler artıyorsa, kişiler kendi içlerine […]

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir